Hayatımda hiçbir zaman ümitsizliğe düşmedim. Ama gerçekçi olmak da en az ümitli olmak kadar önemli

Türkiye’de Sivil toplum kuruluşu deyince ilk akla gelen isimsiniz, STK’yı Türkiye’ye tanıtan kişilerden biri olarak sizin başladığınız yıllar ile günümüzü karşılaştırdığınızda hem toplumsal yapı bakımından hem STK faaliyetleri bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Sivil Toplum denince akla gelen isimlerden olmak çok büyük bir onur benim için. Ancak belirtmek isterim ki her zaman ekip çalışması ile faaliyet gösterdik O açıdan benim ismimden ziyade bu iltifatı arkadaşlarım adına kabul ediyorum.
Başlangıçta “Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir”  anlayışı ile yola çıktık.. 1973 yılında çalışmalarımızı bir dernek çatısı altında topladık. Hanımlar İlim ve Kültür Derneği/HİKDE’yi kurduk. Dernek; eğitim, kültür, sağlık vb. alanlarda çok önemli hizmetler verdi, ev sahipliği yaptı. İlerleyen yıllarda birlikte görev yaptığımız arkadaşlar öncülüğünde birçok önemli dernek ve vakıf kuruldu. Bu hizmetler dalga dalga öncelikle İstanbul’a olmak üzere tüm ülkeye yayıldı.
70 hatta 80’li yıllarda sivil toplum kültürü gelişmiş değildi. Zaten ülke genelinde yoğun bir siyasi ayrışma ve çatışma ortamı vardı. Derinlikli, nitelikli ve barışçıl bir hizmet üretmek için, değil kadınların gönüllü çalışma yapması, evden çıkması bile son derece zordu.

O dönemlerde kamu yönetimi derneklere potansiyel terör örgütü gözüyle bakabiliyordu. Şartlar son derece olumsuzdu. Ailelerimizden de eleştiriler alıyorduk. Her zaman şunu savunduk: aile kurumuna, öz değerlerine saygılı, eğitimli, sosyal ve ekonomik hayatta başarılı kadınlar ve ev kadınları büyük bir potansiyele sahip, ancak organize değil. Diğer yandan ihtiyaç duyulan birçok saha var. Bu durumun bizlere vatandaşlık görevi ötesinde manevi bir sorumluluk da yüklediğini düşünüyorduk. Bu yüzden elverişli olmayan şartlar içinde de hizmetlerimiz kesintisiz olarak ve genişleyerek devam etti.
Bugün hayatımız doğal olarak çok değişti. Çalışma felsefemizi, vizyonumuzu daha rahat ortaya koyabiliyoruz. Özelikle Dernekler Kanunu, Vakıflar Kanunu gibi mevzuat metinleri gönüllü kuruluşların önünü son derece açan bir yapıya sahip. İnternet teknolojileri hızlı hareket etmemizi, bilgi transferi yapmamızı kolaylaştırıyor. Bir STK için çok önemli olan deneyim paylaşımı ve ortaklık ilişkisi geliştirmek bugün çok daha kolay. Kamu yöneticileriyle müzakere ve istişare için masaya oturabiliyoruz. Bu işin tekniği üniversitelerde, akademilerde eğitim başlıkları arasına girdi. Dolayısıyla bugün sivil toplum alanında ciddi bir rahatlama olduğundan bahsedebiliriz. Bu gelişmelerin daha da ilerleyeceğini ümit ediyorum.

Sizce STK’lar toplum yapısını nasıl etkiliyor?

Günümüz dünyasında STK’lar yükselen değerler arasında. 1976’da WanCover/Kanada’da düzenlenen “Habitat I İnsan Yerleşimleri Konferansı”nda hükümetlerin kendi sorunlarını çözebilecekleri görüşü hâkimdi ve her şey devletten bekleniyordu.
Ancak bu felsefenin sorunlara cevap üretmekte yetersiz kaldığı görüldü. Bu dönemde STK’ların topluma hizmetleri daha çok dikkat çekmeye başladı. Gönüllü Kuruluşlar finans talep etmiyor, özveri ile çalışıyor, halkla yakın temas kuruyordu. Zamanları ve imkânlarını toplumun sorunlarını çözmek için seve seve kullanan STK’lar,1996’da İstanbul’da düzenlenen Habitat II “Uluslararası İstanbul Konferansı”ndan ilk defa resmi söylemden farklı olarak hükümetlerle aynı masada karşılıklı oturarak çözüm önerilerini konuşabilme noktasını yakalıyorlardı.
O tarihlerde yapılan tartışmalarda ülkemizde STK’ların yeni ve batı ülkelerinden geride olduğu dile getiriliyordu. Hâlbuki tarihimiz topluma hizmetin, gönüllü faaliyetlerin, vakıf medeniyetinin en parlak ve en başarılı örnekleriyle doludur. Bugüne kadar yaptığımız çalışmaların temelinde Vakıflar kuran ecdadımız gibi  Allah rızası, peygamber sevgisi, toplumun her kesimine ayrım yapmadan insana değer vererek hizmet etme bakış açısı, hayırla anılma, ebedi mutluluk arzusunun yer aldığı bir ruh zenginliğibulunuyor  ve motivasyon kaynağımızı oluşturuyor. Tecrübelerimiz ihlasla yapılan işlerin toplumda daima karşılık bulduğunu ve desteklendiğini göstermiştir.
Konuyu şu açıdan da ele almak gerektiğini düşünüyorum. Sivil toplum birçok sahada ulusal ve uluslararası ölçekte algı yönetimi için bir araç niteliği de taşıyabiliyor. Bunu çok iyi görmek ve okumak lazım. Bu aracı kullananlar topluma şekil vermek için çok önemli fırsatlar ediniyor. Birçok sahada öyle konu başlıkları ile çalışmalar yapıldığını ve projeler üretildiğini görüyoruz ki, toplumsal bir karşılığını bulmakta zorlanıyoruz. Diğer yandan ülkemizde barış ve huzuru tesis için samimiyetle yapılan gönüllü çalışmaların yetkililer tarafından dikkate alınması ve desteklenmesini de son derece önemli buluyorum.

Bugünkü toplumu ve kadını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu soruyu çok farklı açılardan bakarak cevaplamak mümkün. İnanın üzerinde saatlerce konuşsak bile fotoğrafın tümünü anlatabilmek yine imkân dâhilinde olmayacaktır. Ben şimdi çok önemli gördüğüm bazı ortak hususların altını çizeceğim. 
Avrupa Birliğine giriş süreci, internet teknolojilerinin hayatımıza çok hızla nüfuz etmesi ve daha birçok faktör sonucunda toplum değerlerinde büyük değişimler oldu.
Hayatımda hiçbir zaman ümitsizliğe düşmedim. Ama gerçekçi olmak da en az ümitli olmak kadar önemli.   Yaşadığımız çağın dayattığı değerler insanı yalnızlaştırıyor, tüketiyor. İşte tam da bu yüzden önceden münferit olan vakalar bugünün ağır toplumsal meseleleri haline geliyor.
Bağımlılığı bu anlamda ele almak mümkün. Şiddet, çocuk istismarı, insan ticareti gibi konular da artarak toplumu tehdit etmeye devam ediyor.
Kadın konusunda da söylenecek çok şey var. İki ayrı uçta yürütülüyor bu alanda tartışmalar. Bir tarafta dini yanlış yorumlayarak geleneğin getirdiği en ağır yükleri kadınların omzuna yükleyen anlayış, diğer tarafta modernizmin ürettiği farklı esaret alanlarına kadını mahkum ediş. Yeni ve kuşatıcı bir yoruma ihtiyaç olduğunu düşünüyorum ve yıllardır arkadaşlarımızla bu alanda çalışıyoruz. Hak ve sorumluluk dengesinin oluştuğu bir ortamda,  sosyal, ekonomik ve aile içinde güçlü kadınlar, sağlıklı aileler bu toplumun en önemli kazanımı olacaktır.

Sosyal yardım kavramına, bugün yürütülen sosyal yardım çalışmalarına nasıl bakıyorsunuz?

Sosyal yardım anlayışında da çok önemli değişimler yaşandı. Önceden gıda yardımı ve temel ihtiyaçların karşılanması ile sınırlı olan bu faaliyetler şimdi daha sistematik, aileyi kuşatıcı ve eğitim, üretim ağırlıklı bir fonksiyonla icra ediliyor. Aileyi yoksulluk kısır döngüsünden kurtaracak çözümler üzerinde çalışmak bu alandaki en önemli yenilikler arasında yer alıyor. Kadınların istihdama veya ev içi üretime yönlendirilmeleri ailelerin güçlendirilmesini de beraberinde getiriyor. Bu da son derece önemli bir toplumsal fayda oluşturuyor.
Önümüzdeki yılların bir diğer sosyal yardım meselesi de mülteci kardeşlerimizle ilgili. Zor bir dünyada yaşıyoruz. Çok yakın bir coğrafyada yaşanan savaş, zulüm bizim ülkemize kadar uzanan acılı hayat hikâyelerini gündemimize taşıdı. Buna duyarsız kalmak, görmezden gelmek mümkün değil. Bence bu alanda köklü politikalara ve sivil toplum çalışmalarına ihtiyaç var.
Bu konuda son olarak da şunu söylemek isterim. Bugün yoksullukla mücadele alanında çalışan kardeşlerimiz çok önemli bir vizyona sahipler. Yardım çalışmalarını, illerinin, bölgelerinin ve hatta ülkenin de ötesine taşıyarak dünyanın birçok köşesine ulaştırmaya devam ediyorlar. Buna bir medeniyet inşası kapsamında bakmak mümkün. Afrika’da bir çocuk da, Arakan’da bir ihtiyar da ülkemizden giden bir STK’nın katkısıyla geleceğe daha umutla bakabiliyor. Bütün bunlar çok önemli gelişmeler.

Toplumda sorun olarak gündeme taşınan şeyler neler ve bu süreçte bizleri neler bekliyor?

Toplumun ahlaki ve aile değerlerinde ciddi bir aşınma yaşanıyor. Önümüzdeki yıllarda temel tartışma alanlarımızı, bu aşınmanın nasıl önüne geçileceği konusunda olacaktır diye düşünüyorum. Çok kıymetli çalışmalar yapılıyor ancak bütüncül bir politika üretimi olmadan sonuç almak da mümkün olamıyor. Bu anlamda alternatifi olmayan ve ahlakın temellerinin atıldığı en önemli kurum olan ailenin bütünlüğünü korumak ve güçlendirmek son derece önemli. 

Günümüzün temel kavramları, gençlerin temel aldığı kavramlar neler ve sizce ne olmalı?

Hayatımın her döneminde gençlerle çalışmaya ayrı bir önem verdim. Sorumluluk duygusu gelişmiş, öğrenmeye açık bir gencin inisiyatif verildiğinde çok önemli işler başarabildiğine bizzat şahit oldum. Bu açıdan hizmet ettiğim STK’larda da yönetim kurullarında ve hatta başkanlık düzeyinde gençlerin görev alması konusunda destekleyici oldum.  Bence gençlerin güçlenmesi toplumun en önemli kazanımları arasında yer alır.
Bu anlamda hem gençlere hem de topluma vereceğimiz en önemli mesajların sorumluluk, liyakat, sosyal çalışma, adalet, gönüllülük ve hoşgörü olduğuna inanıyorum.  

Siz nasıl bir dünya hayal ediyorsunuz, toplum sorunlarını bilen biri olarak tavsiyeleriniz nelerdir?

Hoşgörü, sosyal barış, huzur ve uzlaşmanın hâkim olduğu bir dünya sadece benim değil herkesin hayalini süsler. Böyle bir dünyaya ulaşamasak bile hepimize büyük sorumluluklar düşüyor ve bu ideali gerçekleştirecek çalışmalar yapmamız gerekiyor.
Günümüzün sorunları gittikçe büyüyor. Mücadele kaynaklarımız ise kısıtlı. Toplumsal sorunların çözümü için ortak meselelerde birlikte hareket edebilmemiz son derece önemli. Her birey ve kurum yapabileceğinin en iyisine odaklanırken,  iletişim, istişare ve işbirliği zemini oluşturma konusunu ihmal etmemeli. Yıllardır bu birlikteliklerin kurulması hususunda çalıştım. Platformlar, federasyonlar, kamu ile STK’ları buluşturan mekanizmalar zaman ve kaynak israfını önleme, hizmetlerin verimliliği ve sürdürülebilirliği açısından büyük öneme sahip. Bu anlamda yapılması gereken çok iş var. Bu da kısa vadeli iş birlikteliklerinden ziyade bir sistem dâhilinde olmalı. Bu sistemin kurulması için sürece hem Sivil Toplum hem de kamunun yeterli zaman ayırması ve enerji sarf etmesinin önemli olduğu kadar aciliyetine de inanıyorum.